Sign in

Munise Ben
Second Child. Fear of gaze. In the past, the government only allowed one child per family. Unfortunately, she was the second child. Her mother secretly gave birth to her in a small room. She was hidden in that room and grew up to two and a half years old. This is probably the cause of fragility caused by trauma. Or it is the reason why she is afraid of strangers. She is even more afraid of other people’s gaze. The gaze of every eye seems to be violence. © Ziyun Zou

Birbirimizden çok farklı algılarımız var ve haliyle bambaşka yargılarımız.
‘’Bu, neden böyle mal mal hareket ediyor ay!’’ diyebiliriz ama onun bize mantıksız gelen hareketi seçişinin sebebini elbette göremeyiz. Üstelik çoğu zaman kişiler neyi neden yaptıklarını dahi bilinçli olarak bilemez.

Bugün camın önünde öylece otururken bunlar geldi aklıma. Ne kadar farklı algılayış ve davranış var. Benzer sıkıntılara düşüyoruz. Benzer kaygılardan terliyoruz. Ama çok zıt eylemleri yapmayı seçiyoruz. Bu düşünceden sonra bende şefkatli bir anlayış doğuyor. ‘’Ne yaşıyosa artık kendi içinde gerizekalı!’’ gibi değil tabi ki hahaha. ‘’Ay kıyamam bee…’’ gibi.

Kendi değişen bünyemizde bile bu böyle. Dün duyduğum şey beni sinirlendirebilirken…


Two sisters watch the exhumation of the remains of their mother and four small siblings. The sisters were present that day in August of 1982 when soldiers shot their relatives, but they managed to escape. Nebaj, Quiche, Guatemala, 2001 © Jonathan Moller

Malumunuz Victor’cum Hugo okumaya başladım. Kitapta bir cümlenin altını çizdim.

‘’Hiçbir zaman terk edilmemek, o tatlı kamışa yaslanmak, ellerinizle tanrıya dokunup onu kollarınızın arasına almak; elle tutulabilir bir tanrıyla bütünleşmek, ne büyük bir mutluluk kaynağıdır.’’
Şimdi sanki az önce Caramio yemiş ve bunun hazzını ifade edercesine söylenen bir cümle tasvir edin.
‘’Ben az önce Caramio yedim çok lezzetliydi.‘’

Tıpkı bunun gibi annemin ben kendimi bildim bileli keyifle kurduğu bir cümle vardır;
Bu cümlenin bedende bir etkisi olsaydı kesinlikle daha henüz yutulmuş Caramio olurdu. İtiraz kabul etmiyorum.

Allah’ı öyle seviyor ve ona öyle çok güveniyordu ki, inanmıyor olsan inanasın gelirdi onun…


Daniil Onischenko

Benim soyadım ‘BEN’ diyordum ve bencillikle alakalı espriler yapıyordum. Bu espriler bencilliği küçümseyen ve onun doğru olmadığını savunan espriler oluyordu.

Sonra bencillik konusuyla ilgili bir videoya rastladım. Bu konu ile ilgili yazılmış bazı felsefeci görüşlerini okudum. Daha sonra bencil olmama halinin aslında imkansız olduğunu düşündüren görüşleri çok haklı görmeye başladım. Bilinçaltından gelen ve farkında olmadığımız seçimler bile buna hizmet ediyordu. Yani bu, şu demekti;

Soyadım aslında Ayn Rand gibi bir felsefecinin hayatını adadığı bir görüşün temsilcisiydi. Neredeyse her düşünür bu konu hakkında yorum yapmıştı ve felsefedeki erdem tartışmasının en çetin konularından biri olmuştu.
Espri değildi gerçekti.

George Orwel’in 1984 kitabındaki…


This shot was taken at a music festival in 1979, New Zealand. Why this shot still appeals to me is that her smile was so spontaneous and genuine and it was captured perfectly. Bill Fairs@moonboyz

Bu yazıyı 2015 yılında Kül Dergisi için yazmıştım. Artık Kül dergisi yayın hayatına devam etmiyor. Bende kendi blogumda yayınlamakta bir beis görmedim. İstifadenize sunarım efemm.

Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler

“Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: keskin bir duyarlık, oyuncu bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür ; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar. ancak ikisi de sürekli avlanmış, taciz edilmiş ve yanlış bir şekilde obur, sapkın, son derece…


The final thought… champagne PV, Tate, 2008 © Tom Wood courtesy RRB Photobooks

Çocukken çok enfes bir eğitim öğretim hayatı geçirdim. Bana çok büyük ehemmiyet vermiş, beni dikkate almış öğretmenlerim oldu. Henüz sümüklü burnum ve aklı başında olmayan yaşımla bunu bilmiyordum ama bu hayati derecede önemli olacaktı. “Dikkate alınmak” kisinin kendisine karşı tutumunu merhametli ve motivasyon verici bir hale getiriyordu veya mahvediyordu.
Çiçek gibi arkadaşlarım çiçek gibi öğretmenlerim oldu. Şimdi buraya bir tane öğretmenimin de başıma durup duruken basketbol topu fırlattığını ve bana hala unutamadığım bir şok yaşattığını da ekleyeyim.

Çünkü “Her şey çok güzeldi her şey çok pembeydi ve tenefüsde unicornlarla taso oynardık”a bağlamak aşırı samimiyetsiz olur. Birincisi hayat bu değil. Hiçbir…


Bethan, Lockdown Day 43. The biggest impact of Covid-19 is that I will begin work a lot earlier than expected. I am in my final of medical school and expected to graduate in July. Instead, we have been graduated early and I start work as a doctor in a London hospital this week. From this pandemic I now appreciate that going out and seeing friends is what makes me happy. © Julia Fullerton-Batten

Bu gavur marketlerde parçalara bölünmüş küçük küçük karpuzlar görüyorum.
İtinayla streç filme sarılmışlar.
Aklıma evimizde yediğimiz karpuzlar geliyor. Bütün bir karpuzu ortadan ikiye bölüp yarısını bıçakla minik kareler şeklinde kestiğimiz. Ve karpuz kabuğunu tabak gibi kullanarak, bütün bir karpuzu o şekilde tükettiğimiz.
Tabak kirletmek yok. İsrafa giden su yok ve pek tabii karpuzda yok. Bizde sadece karpuzu kabuğa kadar kaşıklamak var.
Avrupadaysan öyle değil. Bi kere alışageldiğin o kalabalık burada mevcut değil. Genellikle tek kişisin, öyleyse al sana bir karpuz dilimi. Sağ reyonda da mikrodalga yemekleri var. Günlük hazırlanan. Al onlardan da bir tane. Git evinde avrupayi yalnızlığınla otur ve ye.
Yanında son lokmayı fedakarca…


Birthday Flowers for Jeebie + Dad 1974 © Sarah Hermanson Meister

Evimde bir tomar sağı solu, arkası berisi boş kağıt bulunuyor. Biri evime gelse. ‘’Kız ne bu kağıt yığını, atsana bunları!’’ diyecek. Bende diyeceğim ki ‘’ Aaa lafa bak. O kağıtlara bişey yazarım belki de çizerim. Hiç olmadı ezber için 5 kez alt alta kelime sıralarım. Onlar boş değil. Müsvedde. Sen müsvedde nedir bilir misin?’’⁣

Çocukken, ablamın ders çalışmak için müsvedde kağıtları vardı. Bende uzaktan iç geçirip ‘’Bir gün büyüyeceğim ve müsveddelerde ders çalışacağım.’’ diyerek hülyalara dalardım. ⁣
Şimdi al sana müsvedde Munis. Yepisyeni ve jillet gibi defterlerime yazı yazmak isteyip yazamıyorum. ⁣
Niğçin? Zira önce müsvedde kağıtlarımı tüketmeliyim. Aksi takdirde israf olacaklar.⁣

İtiraf etmeliyim…


Our day out, 1982 © Tom Wood courtesy RRB Photobooks

İlkokuldayken akşam yemeklerinden sonra annemle bir saat yürüyüşe çıkardık. Bu yolculuklarda anneme o kadar çok hikaye anlatırdım ki. Simbadlar, ejderhalar, ninjalar, cüceler, kovboylar, uçan ağaçlar, konuşan duvarlar ve yürüyen uçaklar(!) Annemin benden bıktığına eminim. Düşünsenize her akşam ve heeeer akşam tam bir saat boyunca hiç durmadan hikaye uyduruyordum!⁣

Annem; ‘’Bunları nereden buluyorsun?’’ derdi. ‘’Kafanın içinde neler var öyle?’’ derdi. ‘’Annecim sus artık.’’ derdi. Ve nihayetinde ‘’Oyy Munise oyy’’ derdi. :(⁣

Bende;⁣
-Ama anne dur sonra n’olmuş biliyon mu? :)⁣

diye diye, dur durak bilmeden kadının kafasını ütülemeye devam ederdim. Bir zaman sonra annemin fazla kilolarından kurtulmak için başladığı bu egzersizler son buldu. Yanında car…


‘Anyone got any hairspray?’ 1983 © Tom Wood courtesy RRB Photobooks

İnsana gelen ve insandan kaçıp giden bir şey bu ilham. Bir hayvana ilham gelmez, bir sineğin içinin içine sığmadığı hislere bürünüp çılgınca uçtuğunu görmemişizdir. Bu canlıların bazı ışıklara kokulara ses dalgalarına karşı bir heyecan duyduklarını gözlemliyor olabiliriz fakat bu ilham barındırır mı bilemeyiz!⁣

Olsa olsa sadece kedilere sataşıyordur bu ilham. Daha önce de söylediğim gibi boşluğa uçan tekmeler savurmalarının sebebi uçan ilhama saldırmaları mı yoksa evin cinlerine saldırmaları mı tam olarak kestiremiyorum. Bu gece oturup ilhamı çağırmayı denedim. Yeterli emeği verirsem bug’ını bulurum ve o her zamanki yeri olan sağ omzuma bağdaş kurar diye umdum. Olmadı. Üzüldüm. Herşeyi onun için hazırlamıştım…


Fallen Man, Paris, 1967 © Joel Meyerowitz

Daha çocukken beklemeye başlamıştım. Önümde, bana nazaran her şeyin daha iyisini yapan kardeşlerim vardı. Henüz onlar kadar becerikli değildim. Küçüktüm ve beklemeliydim. Bir şeyleri yeterince iyi yapabilmek için bekledim. Büyük bir iştahla kendim için planladığım o muhteşem hayatı bekledim. Sonra bu bekleyişlerin konusu değişti. Hem de büyük bir hızla.

Oks’yi Ygs’yi bekledim. Sınavları kazanınca yeni hayatımı kurmayı bekledim. Stajın başlamasını, işin başlamasını, maaşımın artmasını. Sevdiğim arkadaşlarıma kavuşmayı, tatillerde yeğenlerime kavuşmayı. Birilerini sevmeyi ve tabi ki birileri tarafından sevilmeyi.

Çoğu kişi bilmez ama bir süre özgürlüğü bekledim. Farklı ülkelerde farklı insanların elindeyken bekledim. En son kendimi mahkeme kararlarını beklerken buldum. Annemin…

Munise Ben

Janjanlı, kımıl kımıl hani böle civcivli.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store